7 Temmuz 2008 Pazartesi

Alacagöl Efsanesi Radikal'de


4 Temmuz, Cuma günü Radikal Kitap'a baktığımız zaman hoş bir sürprizle karşılaştık: Ömer Türkeş, Levent Şenyürek'in yazdığı Alacagöl Efsanesi ile ilgili tam sayfalık bir eleştiri yazmıştı.

İşte gazetede yer alan yazı ve çizim:

Böcekler dahil tüm canlılar öldü

A.ÖMER TÜRKEŞ

Yıl 1993. Hakkâri’de bir kış mevsimi. Aladağ’da düşen çığ yolları kesmiş, yollar açıldığında mezradaki köylülerin hepsinin katledildiği anlaşılmıştır. Cesetler dağın yamacında bir krater gölü olan Alacagöl’ün kıyısındaki köye taşınır

Levent Şenyürek, Alacagöl Efsanesi’nde, Hakkâri dağlarında geçen dört gizemli ve gerilimli günün hikâyesini anlatıyor. Yıl 1993. Hakkâri’de bir kış mevsimi. Aladağ’da düşen bir çığ yolları kesmiş, yollar açıldığında mezradaki köylülerin hepsinin katledildiği anlaşılmıştır. Cesetler dağın yamacında bir krater gölü olan Alacagöl’ün kıyısındaki köye taşınır. Alacagöl’de meydana gelen esrarengiz ölümlerin sebebini araştırması için Asteğmen Haluk Günay görevlendirilir.

Roman kahramanı Asteğmen Haluk, yirmi beş yaşında, yaşadıklarıyla daha da olgunlaşmış, hayata eleştirel bir pencereden bakan eğitimli bir genç. Ne var ki hem kriminal olayları çözmek gibi bir tecrübeye sahip değil hem de askerliğin sonu yaklaştıkça tırmanan tedirginlik içinde. Her an gözlendiği endişesi ve PKK kurşunlarına hedef olmak korkusuyla dolaşıyor köy halkı arasında. Yine de savcıya yardımcı olabilecek bilgileri toplamak için, rasyonel akıl sahibi bir detektif gibi soruşturma yürütecektir.

Köylüleri sorgulayan, gölde keşif gezileri yapan, notlarını alt alta yazarak bir çözüme ulaşmaya çalışan Asteğmen, gölün ve köylülerin bir şeyler gizlediğinden emindir. Araştırmasına göre, önce birkaç el silah atılmış ve muhtemelen bu yüzden çığ düşmüş, ardından da gölde dalgalar çıkaracak kadar- büyük bir patlama olmuş. Mezrada bitkiler hariç, böcekler dahil bütün canlılar aynı anda ve kısa sürede ölmüşler. Ölümlerin boğulma nedeniyle olduğu anlaşıldığından kimyasal silah kullanıldığı düşünülüyor. Ancak ne ordu ne de PKK bu türden silah kulanmadıklarından saldırının kimin tarafından yapıldığı belirsiz.
Gizemin kaynağı Alacagöl, sönmüş bir volkan olan Karadağ’ın yamacında oluşmuş bir krater gölü. Milyonlarca yıl önce yanardağın bacası yoğunlaşarak bir kaya kütlesine dönüşen mağmayla tıkanmış; böylece gölün çanak biçimli tabanı ortaya çıkmış ortaya. Derinliği elli metreyi bulan Alacagöl, bu çanakta zamanla biriken yağmur sularından başka bir şey değil. Tabanı oluşturan kaya kütlesinin altında ise kaynayan mağmayla dolu bir cehennem çukuru var. Tanıkların ifadelerine göre olaydan önce gölün rengi değişmiş, kırmızımsı, çamurlu bir görüntü almıştır. Kimileri dedelerinden Birinci Dünya Savaşı yıllarında da böyle bir olayın meydana geldiğini duyduğunu söylüyor kimileri ise gölün dibinde çatıları görülen- evler olduğunu iddia ediyor. Bölgede çalışma yapılmadığı halde, gölün dibindeki evlerden, kurban sunaklarını andıran taş yapılardan, buranın eski Urartu medeniyetinden kalmış olabileceğini düşünmektedir Haluk Asteğmen.

Öte yandan, köylüler çok ketum davranırlarken Ağa ve adamları suçu PKK’ye yükleyen gelişigüzel bir açıklamayla olayı kapatmaya fazla istekli. Bir şey saklıyorlar. Sonunda birileri olup biteni fısıldar; ağa mezrada yaşayan ailelerden birinin gönlü başkasında olan kızını zorla- almış, kızın sevdiği delikanlı ise ihbar edilerek askere gönderilmiştir. Karakol komutanı Yüzbaşı, savcının ordudan şüphelendiğini söyleyerek soruşturmayı hem gizlilikle sürdürmek hem de bildik yöntemlerle yani kaba karakol dayağıyla- tez elden bitirmek niyetinde.

Bu cehennem fantastik değil
Bu sırada gerçekleşen gizemli olaylarla birlikte kanlı çatışmalar da baş göstermiştir. Düğümler yavaş yavaş çözülürken gündelik hayat da ürpertici bir hal almaya başlar. Bir gece vakti PKK karakola saldırı düzenlediğinde göldeki kıpırdanma yenden başlayacak ve telsizden Haluk Asteğmen’in çığlığı duyulacaktır; “Kaçın! Üstünüze doğru bir şey geliyor! Kaçın!” Alacagöl cehennem yerine dönecektir...

Haluk Günay, yaklaşık bir yıl sonra, televizyonda belgesel bir film izlerken anlayacaktır yaşananların nedenini; Ama beklenen sonuç hiç de sanıldığı gibi değildir. Geçekler ortaya çıktığında, geride boşu boşuna ölmüş tüm o insanlardan ve çocuklardan başka bir şey kalmamıştır...

Yüz kırk sayfalık bu kısa romanın hem meraklı bir kurgusu hem çok akıcı bir temposu var. Tehlikeli olduğu kadar güzel bir coğrafyada, insanın soğuk kış koşulları altında doğayla ve insanla mücadelesini aktarırken, özellikle karakoldaki askerlerin hayatını çok iyi canlandırmış Şenyürek. Türkiye Cumhuriyeti’nin en doğusunda, modern hayatın çok uzağındaki bir dağ başında sıradan bir karakol bu. Her türlü iletişimden uzak bir köyde komutanın akıl almaz gücünü; savcı, hakim ve infaz memuru rolünü üstlenen Yüzbaşı üzerinden sergilerken militarizme ve hiyerarşik ilişkilerin irrasyonel yapısına yönelik bir eleştirisi var yazarın. Erlerse şaşkın; kimisi bu atmosfere ayak uydurmuş kimisi orda bulunmaktan öfkeli. Onlar atılmışlık duygusu veren, ölümün kol gezdiği bir coğrafyada inançları öfkeye dönüşen, neden başkalarının değil de kendilerinin gönderildiğini sorgulayan, evlerine dönmek için ‘şafak sayan’ halk çocukları. Ve onların hüzünlü türküleri...

Ve bir kez daha Türkiye’nin Batısı ile Doğusu arasındaki uçurum; “Haberler detaysız olarak geçiştiriliyordu ve ölümler bir alışkanlığa dönüşmeye, bu yüzden de sanki gerçekliklerini yitirmeye başlamışlardı. Zaten hemen ardından, İstanbul’da gece kulüplerinde eğlenen kalabalıkların görüntüsü geldi ekrana”...

Hele ki Levent Şenyürek hakkında biraz da bilgi sahibiyseniz, hikâyenin gidişatından fantastik bir final sahnesi bekleyebilirsiniz. Şenyürek, ODTÜ Bilim Kurgu ve Fantezi Topluluğu’nun, Türkiye Bilişim Dergisi’nin ve Nostromo Dergisi’nin düzenlediği öykü yarışmalarında birincilik ve ikincilik dereceleri kazanmış, öyküleriyle bilimkurgu ve fantastik kurgu öykü seçkilerinde yer almıştı. İlk kitabında da -Çıldırtan Kitap (2007)- hep bu türden öykülere yer vermişti. Ancak Alacagöl Efsanesi’nde fantastik olan bu hayatın ta kendisi. Şenyürek, Doğu kırsalındaki gerçek hayatın gerilimini aşan başka bir gerilim öğesinin sönük kalacağının farkındalığıyla, bu gerçeklere eğiliyor. Savaşın ekonomik ve toplumsal boyutlarını; boşaltılan köyleri, yakılan evleri; koruculuk sistemini, orduyla PKK arasına sıkışıp kalmış, hangi vatanın haini olduklarına şaşırmış köylülerin geçimlerini temin edebilmek için buldukları yasadışı çareleri; yaylalara çıkamayan köylülerin hayvancılık yapamayınca gelirlerini kaçakçılıkla temin etmelerini; en çok kadınları zorlayan yerelin çözülemeyen feodal kültürünü, bu kültürün yarattığı acıları, ve diğerlerini ekonomik bir dil kullanarak sığdırmış romanına. Uzun anlatımlar ya da tasvirlere ihtiyaç duymadan, roman kişileri arasındaki gerçekçi diyaloglarla temas ediyoruz bu yakıcı sorunlara. İlk romanı Alacagöl Efsanesi ile, Şenyürek hedefini tutturuyor.

ALACAGÖL EFSANESİ

Levent Şenyürek
Çitlembik Yayınevi
2008 145 sayfa 9.5 YTL.

10 Haziran 2008 Salı

Babıâli Şenlikleri'ndeyiz




Gazeteciler Cemiyeti'nin 16 - 22 Haziran tarihleri arasında Sultanahmet Parkı'nda düzenlediği Babıâli Şenlikleri'ne Çitlembik de katılıyor. Okurları, bir zamanlar yayıncılığın kalbinin attığı Babıâli'ye yeniden çekmeyi hedefleyen etkinliğe elliden fazla yayınevi, gazete, dergi ve televizyon kanalı katılıyor olacak. Şenlikte Çitlembik 53 numaralı stand'da yerini alacak ve yayınevinden Ali Balta stand'da görev alacak. Çitlembik'in İngilizce kitapları ve çocuk kitapları stand'da ağırlıklı olarak yer alacak.

9 Mayıs 2008 Cuma

III. Türkiye Yayıncılık Kurultayı'ndan notlar 1

Herkese merhaba;
8 Mayıs günü Bilgi Üniversitesi'nde gerçekleşen III. Türkiye Yayıncılık Kurultayı'nda Ders Kitapları ve Öğretim Programları isimli konferansa katıldım. Konuşmacıların dile getirdiği sorunlar ve çözümlerine yönelik sunumlarını özet olarak geçmek istedim.

Merdan Tufan-Talim Terbiye Kurulu Başkanı
Ders kitaplarının içeriğine yönelik program çalışmalarında en köklü değişim 1968 yılında gerçekleşmiştir. 40 yıl boyunca sadece bu değişiklik üzerinde düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerde Avrupa Birliği ve Dünya Bankası'nın da katkıları olmuştur. 2003 yılında ise ders kitaplarında değişiklik gerçekleşmiştir. Ders kitaplarının incelenmesinde Talim Terbiye Kurulu yığınla yöntem denemiştir. Bu kitaplar yüzlerce yayınevi tarafından gönderilen kitaplardır. 2003 yılından bu yana halen incelenmeyi bekleyen 900'e yakın kitap bulunmaktadır.
Not olarak da ders kitaplarının incelenmesi hususunda devletin payı 2003 yılında %18 iken 2008 yılına geldiğimizde bu pay %73'e çıkmıştır. Devletin baskısının minimuma indirilmesi gerekmektedir.

Muhsin Çetin-Talim Terbiye Kurulu
1968 yılında gerçekleşen programın başarılı olduğunu dile getirdi.
Bir program hazırlanırken ya da ders kitaplarını bu programa uygun hale getirmeye çalışırken temel kriterler karşılıklı devletin ne istediği, velinin ne istediği ve öğrencinin ne istediğiyle ilişki halinde olmalıdır. Meşrutiyet zamanında Türkiye'nin adam olması için Paris'te ne yapılıyorsa onu uygulamak gerek demişler ama bu durum da komik sonuçlar yaratmıştır. Yeni hazırlanan programlar anayasaya, müfredata, dil birliğine, insan haklarına uygun olmalıdır. Tüketiciye nasıl sunulması gerektiği incelenmelidir.
Son zamanlarda gündemde olan "Ücretsiz Kitap Projesi" isim olarak oldukça rahatsız bir durum yaratmaktadır. Bunun yerine " Ders Kitapları Temin Projesi" ismi kullanılmalıdır. 148 bin ders kitabının 100 bin tanesi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından temin edilirken 48 bin tanesi yayınevleri tarafından karşılanmaktadır. Burda devletin elini çekmesi gerekmektedir. Mümkün olabildiğince yayınevleri tarafından teminat sağlanmalıdır. Talim Terbiye Kurulu'nun bu noktada istediği "Açıklık ve Şeffaflık" duruşuyla devletin bu işten elini çekmesi gerektiğidir.

Faruk Karaca-Türkiye Eğitim Yayıncıları Derneği
UNICEF tarafından yapılan araştırmalarda eğitimin en büyük aracının ders kitapları olduğu tespit edilmiştir. Serbest piyasa modeliyle daha kapsamlı, görsellik açısından daha zengin, baskı kalitesi yüksek kitaplar üretilmiştir. Ama bu noktada yayınmıcılar arasında daha kaliteli kitap çıkarma yarışı başlamıştır.
Yapılması gereken bazı şeyler vardır.
Devlet politikaları: Yayıncılık sektörünü geliştirecek politikalar mevcut değildir. Devlet en kısa zamanda çözüme yönelik çalışmalar yapmalıdır.
Yasal çözümlemeler: Yayıncılık yasası çıkarılmalıdır.
Ders kitaplarının inceleme süresi: Sayısız kriterde incelenmektedir. Bunlar anayasa uygunluk, Atatürk İlkeleri'ne uygunluk, dilbilgisi kurallarına uygunluk, kadın-erkek eşitliğine uygunluk, dini, politik konuların işlenip işlenmediği, bilimsel yanlışlık olup olmadığı gibi kriterlerde olmalıdır.
Başvuru zamanları(yayıncıların kitaplarını seçim kuruluna göndereceği zamanlar): Ocak, şubat, mart aylarıdır.
Rekabet: Yayıncılar arasındaki rekabeti önlemek için Milli Eğitim Bakanlığı sadece denetleme yapmalıdır. Elini ticaret alanından çekmelidir. Yazarların hak kaybını önlemek için devlet haksız rekabetin önüne geçecek düzenlemeler getirmelidir.

Oya Adalı-Dil Bilimci
Yeni öğretim programı yapılandırıcı, çoklu zekaya dayanan öğrenci odaklı modern bir program olmalıdır. Eski model baskıcı bir karakterdedir. Yeni program bunu aşmayı hedeflemektedir. Ezberci eğitim halen devam etmektedir. Bu tarz öğretimin kötü olduğuna karar verilip değiştirmeye karar verildi ama bu program uygulanırken kitaba da uygulanması bekleniyordu. Ne yazık ki çok da fazla beklenen gerçekleşmedi.
Bir kurul tarafından değerlendirilen ders kitaplarını değerlendiren kurulun kimlerden oluştuğuna dair bir bilgi verilmemekle birlikte aynı zamanda içerikle ilgili yöneltilen sorulara da cevap alınamadı. Yani neden değiştirildiği neden kaldırıldığı bilinmediği gibi inceleyenler kimler bunlar da bilinmemektedir. Bakanlık sadece değerlendirme işlemini elinde tutmalıdır.
Son olarak da patlamış olan bir çocuk dalı var. Program gereği çocukların buna ihtiyacı var ama ne yazık ki yeterli kütüphane bulunmamakla birlikte kütüphanelerin kapıları sadece müffettiş geldiği zamanlarda kapıları açılan odalar olarak yer almaktadır. Müfettiş kütüphaneleri yerine halk kütüphaneleri açılmalıdır.

Saygılar,

Esma Kocabaş

1 Mayıs 2008 Perşembe

Arno Gruen'den Demokrasi Mücadelesi


Arno Gruen'ün "Demokrasi Mücadelesi" isimli kitabı için çalışmalar hızla devam ediyor. İlknur İgan'ın çevirdiği kitabın redaksiyonunu da yine Aysın Önen üstlendi.
Kitap, özetle, insan hayatını yok eden güçten bahsediyor. Gruen'ün diğer kitaplarında da karşılaştığımız "insan ancak kendisi özgür olabildiğinde ve kendisine empatiyle ve sevgiyle yaklaştığında diğer insanlarla iletişim kurabilir ve ancak böyle olunca yaşamak mümkün olur," temasını daha detaylı olarak inceliyor.
Kitabın kapak çalışmalarına henüz başlamadıysak da Esma Kocabaş ve Çiğdem Dilbaz geçen hafta yeni bir Arno Gruen kitapları ilanını tamamladılar. Bu ilan Popüler Psikiyatri dergisinin gelecek sayısında yer alacak.
Arno Gruen'ün "Demokrasi Mücadelesi" isimli kitabının ise Eylül 2008'de çıkması planlanıyor.

16 Nisan 2008 Çarşamba

Çitlembik elemanı sahnede!



Geçen ayki blogumuzda size Çitlembik elemanlarını tanıtmıştık. Peki sizce hangi Çitlembik elemanı sahne almaya müsait görünüyor???

Tabii ki Esma Kocabaş! Efendim, olay anladığımız kadarıyla şöyle gelişti: Deli Kasap dergisi bir konser organize etmeye karar verdi. Bunun üzerine İstanbul'un güzide grupları bir an önce sahne almak için kolları sıvadı. İşte bu esnada Esma'ya bir vokalistlik teklifi yapıldı. Bu grup hangi grup mu? O da sürprizimiz olsun; 22 Nisan akşamı Kemancı'ya gelin ve görün. Amma velakin şu kadarını söyleyelim, Asmalımescit'te bir öğlen yemeği sırasında kendisinden bir parçanın ilk on saniyesini canlı dinlemeyi başardık. Pek hoştu vallahi!!!

Çitlembik yine Frankfurt'ta!


Yayıncılar Birliği'nden bugün gelen yazıya göre Çitlembik, Frankfurt Kitap Fuarı'nda Türkiye'yi temsil edecek olan yüz yayınevinden biri olarak seçildi! 2008 yılında bu seçim özellikle anlamlı, çünkü 15-19 Ekim tarihleri arasında yapılacak olan Frankfurt Kitap Fuarı'nda bu yıl Türkiye konuk ülke olacak.

Yayıncılar Birliği, Çitlembik ve diğer yayınevlerine dört metre karelik alanlar veriyor. Bu da geçen sene verilen alandan oldukça büyük olmasıyla heyecan verici!

2007 yılında Çitlembik ilk defa yine Yayıncılar Birliği'nin misafiri olarak Frankfurt Kitap Fuarı'nda kitaplarını sergileme fırsatı edinmişti. Zarife ve Nikos, fuara birlikte gitmişler, orada kitap hakları nasıl satılır birçok tüyo edinmeye çalışmıştı. Bu yıl edindikleri tecrübeleri uygulamaya geçirecekler. İlk yapılması gereken iş önceden hazırlık yapmak.

Haydı bakalım, hayırlısı diyoruz!

5 Mart 2008 Çarşamba

Çitlembik Yayınları blog hayatına başladı!


Çitlembik Yayınları olarak, yazarımız Oğuz Dinç'in önerisi üzerine haberlerimizi blog olarak sunmaya karar verdik. Bu blogda, sayın okur ve takipçilerimize en son çalıştığımız projeler hakkında bilgi vermenin yanı sıra, Çitlembik'teki güncel olaylardan özetler de geçeceğiz.

Bugün Çitlembik'te neler oldu?
Bir anda gelen bahar herkesin neşesini yerine getirdi getirmesine, bir de şu gripler ve soğuk algınlıkları olmasa! Yine de Çitlembik ekibi yıkılmadı, ayakta! Efendim, Vanessa Hanım ve Çiğdem Hanım bugün "Secrets of the Turkish Kitchen" isimli kitabın yeni baskısını hazırlamakla meşguldü. Onlar orada hummalı bir şekilde çalışa dursunlar Ali Bey yeni çocuk kitabı "Yaşlı Cadı ve Çocuk" için bandrol peşinde koşturmaktaydı. Faaliyet belgesinin süresi bitmiş, ama şirkette Genel Müdür değişmiş, o yüzden imza sirküsü geçerliğini yitirmiş vs vs; bu arap saçının yakında çözüleceğini ummaktayız. Ali Bey dışardayken şirketin gündelik sorumlulukları İsmail Bey'in omuzlarına yıkıldı. Kendisi hem müşterilere yardımcı olmaya çalışıyor, hem fatura kesiyor, hem de İdefix Bey ile ilgilenmeye çalışıyordu ki sırtına yapıştırılmış bir kağıt ilgimizi çekti. Kâğıdın üzerinde "Satılık Eşek" yazmıyordu; daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız yüz kızarıklığından muzdarip olan Hatice Hanım ile konuşmanız gerekiyor. Bütün bunlar olurkene Nancy Hanım, çeviriden başını kaldırabildiği ve öksürüklerden biraz olsun dinlenebildiği zamanlarda "Amanın, bu ne biçim cümle, ne bi-çim cümle? Çeviriyi beş sayfaya indirdiler, ama bunlar ne bi-çim cümle," diye dert yanıyor idi. Esma Hanım ise aynı anda seksen beş iş peşinde koşturmaktan biraz nevri dönmüş gibi görünüyordu. Buna rağmen, yanlış anlamayın sakın, Esma Hanım'ın suratından gülücükler eksik olmaz.
Bir de Şenol Bey var, ama kendilerini bu aralar ancak İstiklal Caddesi'nde koştururken görmek mümkün oluyor. Eh malum, Mart ayı biraz yoğun oluyor... Temmuz bir gelse, bir gelse...
Peki fotokopi makinemiz neden bozuldu? Sizce yenisini mi alsak, yoksa fotokopileri dışarda mı çektirsek? Bunun için bir hesap yapsak mı, yoksa "amaaan, fotokopi makinesi her işe lazım," mantığını mı sürdürsek?
Aaa, bu arada Zeynep Hanım aradı, telefon bekliyor. Ayşe Hanım aradı, selam söyledi. Fatma Hanım kontrat bekliyormuş. Elvan Hanım arıyor, bağlayayım mı? (Sözleşmeleri geri gönderdik mi? Kapak izinlerini aldık mı? Email geri mi döndü?) Ahmet Bey artık dosyasını geri istiyor, ama ne zaman geleceği belli değilmiş. (Bu cd'yi ne yapalım? İsmaaaaail! Ne yapalım cd'yi, bir de bu kabloya adaptör nereden bulunur?) Redaksiyonu bitirdin mi? Aaaa, hâlâ bitmedi mi?
(Halbuki çok müthiş kitap, çooook. Haydi blog yazmayı bırak, redaksiyona bak!)

Sevgi ve Saygılar,

Zarife

Not: Kitaplarımızla ilgili daha detaylı bilgiyi www.citlembik.com.tr adresinden bulabilirsiniz. Vaktiniz olursa www.nettleberry.com'a da bakın!